MUHTEŞEM KAPUZBAŞI GEZİSİ
3-4 Temmuz 2010
S.Burhanettin AKBAŞ
Yörük Türkmen Vakfı Kayseri Şubesi ile Kayseri Gazeteciler Cemiyeti, Kayseri’nin tanıtımında büyük öneme haiz, Kapuzbaşı Şelaleleri, Hacer Ormanı, Yedi Göller gibi içerisinde büyük güzellikleri barındıran Aladağlar Milli Parkını tanıtmak için güzel bir faaliyete imza attılar ve 3-4 Temmuz tarihlerinde bir gezi tertip ettiler. Gerçekten büyük değer verdiğim iki insanı, Yörük Türkmen Vakfı Şube Başkanı Ali Aydın Bey’i ve Veli Altınkaya Ağabeyimi canı gönülden kutluyorum. Ali Bey, Yahyalı’nın vefalı evladı ve kendi yöresinin tanıtımına inanılmaz katkılar sağlayan bir işadamı, daha doğrusu büyük bir gönül adamıdır. Veli Bey ise gerçekten Kayserimizin yetiştirdiği büyük bir gazetecidir, mesleğinde duayendir ve biz de onu yenge hanımdan dolayı zaten Yahyalı’nın manevi evladı saymaktayız.
3 Temmuzda Kayseri’den gazeteciler ve davetlilerle birlikte Yahyalı’ya, oradan da uzun ince bir yoldan sonra öğleye doğru Kapuzbaşı Şelalesine ulaştık. Ali Bey, Kapuzbaşı Şelalesinin kenarına yine Türkmen çadırını kurdurmuş. Emin olun Türkmen Çadırı da Türk Bayrağı gibi nazlı nazlı süzülüyordu. Çünkü, Türk’ün bilgisinde, kültüründe, medeniyetinde çadırın yeri paha biçilmez bir yerdedir.
Türkmen Çadırında biraz soluklanmıştık ki Kapuzbaşı Şelalesinin karşısındaki park yerinde gazetecilerle mini sohbette bir araya gelindi.
Gezinin ilk bölümünde Kapuzbaşı Büyük Şelale  önünde yapılan toplantıya İl Çevre Müdürü Ali Rıza Baykan, Yahyalı Kaymakamı İdris Akbıyık, Yahyalı Belediye Başkanı Mehmet Araç, Yörük Türkmen Vakfı Kayseri Şube Başkanı Ali Aydın ve Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya katıldı ve Kapuzbaşı Şelalesi ve Aladağlar Milli Parkı hakkında basın mensuplarına bilgiler verdiler.
Hepsi de birbirinden değerli bu insanlar, bölgeyi tanıtmak için canı gönülden bir çabanın içine girmişlerdi.
Söylenenler aşağı yukarı aynı tema üzerinde birleşiyordu. Sivil toplum örgütlerinin bir görevi de ülke tanıtımına katkı sağlamaktır. Bizler de kendi değerlerimize sahip çıkmalıyız. Burada sadece 7 tane şelale yok. Burası Zamantı havzasıyla, Yedi gölleriyle,  Hacer ormanlarıyla bu ülkenin saklı bir cennetidir. Bizler buraya gelmekle bu saklı cenneti dünyaya tanıtmayı amaçlıyoruz deniliyordu.
Öyle ya insanımız tatil zamanı denizlere koşarken dağlara da sahip çıkmak gerekmez miydi? Gerçi “ferman padişahın, dağlar bizimdir” sözünün esprisi başka olsa da, gerçekten dağlara, çadırlara ve eski kültüre sahip çıkmak gerekiyor. Kapuzbaşı ve Aladağlar Milli Parkı için ise ne yapılsa azdır. Çünkü, bu yörenin değeri anlatılamaz.
Bu organizasyonun bütün yükünü kaldıran Ali Aydın Bey’i kutlamak gerek. 100 kişilik bir kafileyi iki gün boyunca ağırlamak öyle her babayiğidin harcı değildir.
TÜRK DÜNYASI ÖĞRENCİLERİ KAPUZBAŞINDA
Bu gezide her şey düşünülmüştü. Yöresel sanatçılar cumartesi gecesinde sıra alırlarken asıl kazanç ise Türk Dünyası öğrencilerinin geziye katılması oldu. Erciyes Üniversitesinde öğrenim gören Türk Dünyasından öğrenciler, başkanları Marat Gaibov’un önderliğinde bir grup oluşturmuşlardı ve Kapuzbaşı’na ilk kez geliyorlardı. Kayseri’de orman olduğunu bilmiyorduk dediler, haklılardı. Kimisi Kırgızistan’a benzetti, kimisi Afganistan’a… Çok mutlu oldukları her hallerinden belliydi.
KAPUZBAŞI’NA VEDA
Pazar günü Kapuzbaşı’na veda ettik. Doyumsuz güzellikleri tarif etmek imkansızdı. Benim için ise son Kapuzbaşı gezisi oldu bu. Yüzlerce fotoğrafını çektiğim, kitabını hazırlamaya çalıştığım, inci tanesi gibi nadide Kapuzbaşı’na son gezim oldu bu. Her vedanın zorluğunu bilirim ama gerektiğinde veda etmenin zaruretini de bilmek gerek. Bir şiirimde “her veda bir başlangıçtır aslında” demiştim. Ama Kapuzbaşı için bir şiir yazamadım ne garip değil mi?
Ama sizinle bir Yahyalı şiiri paylaşabilirim:
YAHYALI

      Dağlarında ceylanları dolaşır,
      Mor sümbüller leylaklara karışır,
      Uçan kuşlar rüzgarla yarışır,
      Her yer elvan-ı renk umman Yahyalı.

      Tarhana’dan geçer Faraşa yolu,
      Altında Zamantı akar buğulu,
      Barazamandan’da Hacere doğru,
      Dağları tül gibi duman Yahyalı.

      Hacer öte yol var Demirkazığa,
      Yedigölde doyum olmaz azığa!
      Doy havaya suya hemde ışığa;
      Acısuyu derde derman Yahyalı!

      Bahar gelir, yaylalara çıkılır,
      Zülüflere mor sümbüller takılır
      Kara kaş altında yürek yakılır,
      Sende nice gözü Ceylan Yahyalı.

      Şepitle cilbire şöyle bir bansam,
      Kavurmadan bolca yufkaya sarsam,
      Tas tas ayranı ile güzelce kansam,
      Doyamam sütüne inan yahyalı!

      Akşam olur gölge çöker başına,
      Ayaz iner toprağına taşına,
      Doyum olmaz kışın arabaşına,
      Cümle dostlar içer, taştan Yahyalı!

      Dokur güzelleri rengarenk halı,
      Emsal kabul etmez kaymağı balı,
      Mor dağlarda dile gelir kavalı,
      Yiğide güzele nişan Yahyalı!

      Faruk Yılmaz derki Yahyalım inan,
      Olmuşsun her nesle daima nişan,
      Yazdım bu şiiri işitsin yaran,
      Senin için Rabbe Şükran Yahyalı!

      Yazar – Faruk Yılmaz
KAPUZBAŞI İLE İLGİLİ İLK BELGESEL
Kapuzbaşı bölgesinin  benim hayatımda yeri oldukça önemlidir. 1988 yılında Erciyes TV adına o zamanki genel müdürümüz Uğur Özbek’le birlikte Kapuzbaşı köyü ve civarını ilk kez görüntülemiştik. Ben o zamanlar Kayseri Akın Günlük’te “Emine Kızın Çıplak Ayakları” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu çekimleri o tarihte valilikten istediklerini biliyorum. Gazetedeki yazı da aynı gerçekleri anlatıyordu ama hiçbir şey film karesi gibi etkili olmuyor ki…
İşte o tarihte Valimiz Mustafa Yıldırım’ın öncülüğünde bölgeye yardım kampanyası başlatıldı. İşte o zaman devlet, Emine kızın çıplak ayaklarını, başındaki biti, öğretmensizliğini, sağlık ocaklarının hemşiresiz oluşunu, köylerin ebesiz oluşunu fark etti, bölgede inanılmaz bir fakirliğin yaşandığına şahit oldu ve merhamet elini uzattı.
Körler sağırlar, birbirlerini ağırlar misali birilerine payeler dağıtanları o tarihte yazdığım bu yazıyı okumaya davet ediyorum.
Yahyalı Aladağlar ve Emine Kızın Çıplak Ayakları
                                                                                              S.Burhanettin AKBAŞ
Yahyalı’dan Toroslara, Aladağlara doğru uzanırken yeşilin bin bir tonu ile kucaklaşan dağlara, Torosları delerek kıvrım kıvrım Seyhan nehrine  doğru koşan Zamantı ırmağına hayran hayran bakıyoruz. Kayaların sırtlarında sütun gibi bitmiş olan çamların nasıl bir hikmetin mahsulü olduğunu düşünürken,
yüzlerce yıllık çınarların varlığını görmek de bir o kadar huzur veriyor.
            Nefesimiz açık… Torosların pırıl pırıl o nefis havası ciğerlerimize dolarken çocukluğumuzdaki bayram neşesi gibi bir sevinç ruhumuzda dolaşıyor.
Kıvrım kıvrım yollarda toza toprağa bulanarak süren yolculuğumuz, bizlere insanın tabiata karşı hükmetme arzusunun ne derece zor ve imkansız olduğunu da gösteriyor. Kayseri’den Ankara’ya 4 saatte ulaşan bizler, Kayseri’nin Kapuzbaşı Şelalesi’ne de ancak dört saatte ulaşabiliyoruz.
            Yabanda keçilerin sarp kayalarda özgürlüğünü ilan etmiş hallerine gıpta ile bakıyoruz. Arabamızın sesi derin vadilerde yankılanırken karşıki kayalardan bizlere bakan özgürce bakışlar, bir o kadar da aldırışsız gözüküyor. Havada süzülen şahinler de bir o kadar mağrur… Yüksek kayaların kovuklarında kendi dünyaları ile iç içeler.
Kaleden kaleye şahin uçuran atalarımız eskiden belki haberleşmek için bu yolu kullanıyorlardı ama bugün insanlarımız sadece Zamantıyı geçmek için değişik çareler arayıp durmuş. Bir vatandaşımız Zamantı’nın karşı yakasına ulaşmak için küçük bir teleferik sistemi kurmuş. Ancak, teleferiğe binmek tehlikeli olduğu için yasaklanmış. 25-30 metrelik bir mesafeyi geçmek için ürettiğimiz çareler de
yetersiz kalmış.
            Yollarda sürekli heyelan tehlikesi var. Yüzlerce yıldır kayalarda oluşan yarıklar, yeni parçalarını yollara bırakmaya hazırlanıyor. Çünkü, yüzlerce yıldır yağmurların aşındırmasının tabii sonucu bu.
            Yörede hayvancılık en temel geçim kaynağı. Lakin yerli ırk hayvanlar o kadar zayıf ve ufaklar… Acaba bu yaban hayatına bilinçli eller uzanamaz mı diye düşünmekten geri duramıyoruz. hani bu yerli hayvanlar ıslah edilse, daha verimli hayvanları devlet yöreye kazandırsa, yani bir organizatör olarak bu işi devlet sırtlasa diye düşünüyoruz. Derken bir felaket geliyor hatırımıza. O da sel felaketidir. İki yıl önce Çamlıca köyünde altı can, Zamantı’nın azgın sularına kapılıp gitmişti.
Aladağların dik yamaçlarında yağmur damlaları birleşip koca bir dere suyu oluyor. Selin azgın sularına ne bu derme çatma binaların, ne de insanoğlunun duracak mecali var.
Toroslarda yaşamak zor. Varsak Türkmeni olmak da zor. Burada tabiatla mücadele etmek bir yana bir de şehre inince horlanmak da cabası… Ünlü halk şairimiz Karacaoğlan da Varsak Türkmenleri’ndendi. Onun diliyle anlatalım meramımızı:
            Naçar Karacaoğlan naçar
            Pençe vurur göğsün açar
            Kara gündür gelir geçer
            Gamlanma gönül gamlanma
***
  Çakır belde ala laçin
Dolanırken üçün üçün
Bir ürkekçe suna için
Bin güle kıydığım yerler
            Yada düştü
            Yetik Ozan “Yada Düştü” isimli şiirinde bu yöreyi böyle anlatmış.
            Yörede Varsak Türkmenlerinin yaşadığı sekiz köy var: Avlağa (Torun), Delialiuşağı (Eskiköy), Yeşilköy, Balcıçakırı, Çubukharmanı(Horozpınarı), Kapuzbaşı, Ulupınar (Barazama) ve Büyükçakır köyleri.
            Yörede sık sık elektrik kesintisi oluyormuş. Bir yağmur damlası düşmesin hemen elektrikler kesilir diyorlar. Daha geçen günlerde köyde üç gün elektrik kesintisi olmuş. Köyün 1250 civarında nüfusu var. Evlerin yaklaşık üçte birinde beyaz eşya bulunduğunu söylüyorlar. Lakin elektrik kesintisi yüzünden sık sık arızalanan beyaz eşyalarını Yahyalı’ya taşımaktan usanmışlar artık.   
            Civar köylerin hiçbirinde ebe, sağlık görevlisi ve doktor yok. Kışın Delialiuşağı köyü civarındaki dik rampalarda yollar kapanıyormuş. Haydi yaz günü hastalarımızı Yahyalı’ya taşıyalım ama kışın burada kendi kaderimizle başbaşa kalıyoruz diyorlar.
            Eski, içimizde esen bir deli rüzgar… Geçmişimiz bizi günümüze bağlarken bu dağlarda, yaylalarda özgürce dolaşan atalarımızı kıskanmak mı gerekir bilemiyorum. Ama onların atlarının bo yokuşları çıkarken çıkardıkları sesi duyuyor gibiyiz. “Dağlar seni delik delik delerim, kalbur alır toprağını elerim” diyen güçlü bir yiğit sesi sanki bu dağlarda hala çınlıyor.
            Tanrı dağlarından, Ötüken’den, Kadırkan ormanlarından başlayan maceramız Soğanlı dağlarında, Aladağlarda, Erciyes’te yüzlerce yıl devam etmiş. Dağlarda yaylalarını terk etmeyenlere Türkmen demişiz, Yörük demişiz. Şehrin taş duvarlarını inşa edip içine oturanlara ise Türk demişiz.
            Demek ki dağlara, yaylalara meftun oluşumuz yüzyılların mirası. Ama bu ağaçlar, bu çiçekler, bu kuşlar bizden sonra da var olmalı. Çıplak dağlar, kel tepeler yerine hep bu yaylalar gibi yeşil, Soğanlı dağları gibi, Aladağlar gibi rengarenk dağlarımız olmalı bizim. 
             Şu karşı yaylada göç katar katar
            Bir yiğidin derdi serinde tüter
            Bu ayrılık bana ölümden beter
            Geçti dost kervanı eyleme beni
            Yıllar önce deve katarlarının bile gidemediği yollar, bugün araçlarımıza yol
verecek hale gelmiş.
Yöre insanına bir kaç senedir bir başka zorluk daha var. Haliyle keçiler ormana zarar veriyorlar. Devlet keçilerin verdiği zararı önlemek için bazı tedbirler almış. Köylünün keçiden başka hayvanı olmadığı için getirilen yasaklara çok üzülüyorlar.
            Yörede köylülere zeytin fidanları dağıtıldığını memnuniyetle öğrendim. Lakin köylüye bu fidanların dikilmesi, bakımı ve zeytin yetiştiriciliği hakkında bilgiler aktarmak ve bu insanları yetiştirmek lazım. Ayrıca, zeytincilik örneğinde olduğu gibi alternatif geçim kaynaklarını yöre insanlarına sunmalıyız. Sanırım o zaman bu insanlar kendilerini kurtarırlar ve başkalarının himmetine ihtiyaç duymadan hayatlarını idame ettirirler.
            Emine kızın çıplak ayakları o zaman çorap da görür, ayakkabı da görür. Belki o zaman Emine kızın saçlarında bit olmaz. Annesi okula giderken Emine kızın saçlarını tarar ve pırıl pırıl eder. O boncuk boncuk gözlerde parıltı olur, o al yanaklarında güller açar.
***
On seneyi geçmiş bir yazıyı okuduk. Bu geçen zaman diliminde bölgeye yirmi sefer gitmişimdir. Aradaki müthiş gelişmeyi görmek için o belgeseli bulup izlemek lazım diye düşünüyorum.
Birincisi yol meselesinde inanılmaz bir mesafe alındı.
İkincisi yörede hiçbir tesis yoktu, şu an durum hiç de fena değil.
Üçüncüsü, yöre insanının gelir seviyesinde artışlar oldu.
2003 YILINDA YAPTIĞIMIZ DOĞA YÜRÜYÜŞÜ


Kayseri Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Yörtürk Vakfı Kayseri Şubesi ve Kayseri Gazeteciler Cemiyetinin Aladağlar Milli Parkı ve Kapuzbaşı Şelalelerinin tanıtımı amacıyla ortaklaşa düzenlediği “Aladağlar’da Doğa Yürüyüşü” 6-7 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirildi.
6 Eylül sabahı 5.30’da Kayseri Valiliğinin önünden Erkilet Belediyesine ait bir otobüsle hareket eden grup saat 7.00 civarında Yahyalı ilçesine ulaştı. Yahyalı Kaymakamı ve Belediye başkanının da içlerinde bulunduğu 9 kişilik bir ekibin katılımıyla 46 kişiye ulaşan doğa yürüyüşçüleri saat 9.00 sıralarında  araç değiştirerek minibüslerle Kapuzbaşı Şelalesinin hemen yanında bulunan Güney Şelalesine ulaştılar. Buradaki kampta sabah kahvaltısı yapan grup Kapuzbaşı Şelalesine geçti. Burada Kayseri Valisi Nihat Canpolat da yürüyüş ekibine destek vermek amacıyla Kapuzbaşı Şelalesine geldi. Yörük-Türkmen çadırında dinlenen Vali Canpolat, daha sonra Kapuzbaşı köyünden yaşlıların sorunlarını dinledi ve onlarla sohbet etti.
                Programa ekiple birlikte iştirak eden İl Emniyet Müdürü Bekir Tanrıkulu’nun yanı sıra, İl Kültür ve Turizm Müdürü Şükrü Efe, Vali Yardımcısı Nurettin Güven, İl Planlama ve Koordinasyon Müdürü Haluk Şeftalici, Yörtürk Vakfı Kayseri Şube Başkanı Ali Aydın, Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Üstün Tuncer, Erkilet Belediye Başkanı Hüseyin Orhan, çok sayıda gazeteci, dağcı ve doğa dostu katıldı.
                Kapuzbaşı Şelalesinden Hacer Ormanlarına minibüslerle hareket eden ekip saat 12.00’de Hacer Ormanları yol ayrımına geldi. Buradan motorlu taşıtlarla Topaktaş mevkiine hareket edildi. Saat 13.00’de Topaktaş mevkiinden hareket eden grup Hacer Ormanlarındaki Soğukpınar mevkiine kadar altı kilometre yol kat etti. 15.30 civarında yaklaşık 1600 metre yüksekliğe sahip Soğukpınar mevkiine ulaşan doğa dostları, cennet gibi vadileri, Hacer Ormanlarının birbirinden güzel manzaralarını görme fırsatını bulurken, doğanın zor şartları ile de mücadele ettiler. Soğukpınar meviinde kumanyaları yiyen grup yörede Helikopter alanı olarak bilinen alana ulaşmaya çalıştı. Çetin yol şartlarını aşabilen 10 kişilik bir grup bu alana ulaşmayı başarırken ekibin diğer bölümü Hacer Ormanları yol ayrımına inerek diğer grubu beklemeye koyuldu. Saat 17.30 civarında iki grup birleşerek Kapuzbaşı Şelalesinin yanındaki Güney Şelalede bulunan kamp alanına intikal ettiler. 
                Yahyalı Kaymakamı Ethem Acar, Yahyalı Belediye Başkanı Kemal Şahin ve Yahyalılı Mehmet Nuri Özşahin’in rehberlik ettiği grup gezi boyunca birbirinden ilginç manzaralarla karşılaştı, zaman zaman yöre insanının dertlerini dinledi. İşin belki de en ilginç yanı ise otantik giyimleri ile Varsak Türkmenleri idi.
                Güney şelaledeki kamp alanında saat 20.00’de akşam yemeği yendi ve herkesi bir başka heyecan bekliyordu. O da maç heyecanı… Türkiye-Lihtehshtain  maçını nasıl izleyeceklerini düşünen grubu bir sürpriz bekliyordu. Türk insanının yaratıcı zekası çalışmış, Yahyalı ekibi yöreden bulduğu bir çanak antene bir film makinesini bağlayarak kamp alanına dev ekran kurmuştu. O gün doğa dostlarının gördükleri harika manzaraların heyecanına ek olarak bir de maç heyecanı başlamıştı.
                Ayrıca Aladağlar Belgeselini de bu ekranda seyretme fırsatı bulan grup gece -5 dereceye kadar düşen bir havada çadırlarda nefis bir gece uykusu uyudu.
                7 Eylül Pazar günü sabah erken saatlerde kalkan ekip sabah kahvaltısını müteakip yeniden Güney Şelaleye ve sonra da Kapuzbaşı Takım Şelalelerine geçti. Buradaki en ilginç manzara şüphesiz Kayseri ekibinin suyun o dondurucu soğuğuna aldırmadan Kapuzbaşı şelalesinde yıkanması oldu. Görenleri hayrete düşüren bu görüntüler, doğa dostlarının tabiata alan olan düşkünlüğünü de bir kez daha gözler önüne serdi.
                Saat 12.00 civarında Kapuzbaşı Şelalesinden hareket edilerek Kapuzbaşı ve Ulupınar köyleri ziyaret edildi. Sonra 1700 metredeki Taşoluk Orman Gözetleme Kulesine çıkan ekip Toros dağlarının birbirinden güzel panoramik görüntüleriyle karşılaştı. Yine fotoğraf makineleri ve kameralar sürekli çalışırken, kimileri de dürbünle çevreyi seyretmenin keyfine vardı.
                Taşoluk’ta öğle yemeğini yiyen grup üyeleri, saat 15.00 civarında Çamlıca köyüne ve köyün yakınında bulunan Ayen Enerji Santraline ulaştılar. Burada Çamlıca köyünün güzel manzarasına hayran kalan ekip üyeleri, Ayen Enerji Hidrolik Santralinde dinlendiler. Burada doğa dostlarına çay ikram edildi, santral hakkında bilgiler verildi.
                Akşam saat 18.00 civarında Yahyalı Gözbaşı’nda çay ikramı için uğrak verildi ve burada Yahyalı ekibi ile vedalaşıldı. Saat 20.00 civarında ise doğa dostları Kayseri’ye döndüler.
                YÖRTÜRK VAKFI KAYSERİ ŞUBESİ VE BAŞKAN ALİ AYDIN
                Başbakanlık Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün 05.07.2001 tarihinde 13525 sayılı izniyle İktisatçı-İşadamı Ali AYDIN, İşadamı Abdurrahman YILMAZ, Kimya Müh. Güneş SOLAK, Prof.Dr.Mustafa Küçükaydın ile Prof.Dr.Mehmet DOĞANAY’ın şube kurucuları olarak yetkilendirilmesi  ile vakfın Kayseri şubesinin açılması  resmiyet kazanmış ve Kayseri şube başkanlığına da Ali AYDIN seçilmiştir.
                 Kayseri’de sevilen sayılan bir insan olan Ali Aydın, nezaketiyle her türlü takdiri toplamaktadır. Yörtürk Vakfının gelişmesi için bugüne kadar maddi ve manevi yardımlarını esirgememiştir.
                1956 yılında Kayseri’nin Yahyalı ilçesinin Sazak köyünde dünyaya gelen bir Yörük olan Ali Aydın, İktisat Fakültesi mezunudur ve şu an kendi aile şirketlerinin başındadır. Aydın Ailesinin her Türk ailesinde olduğu gibi ilginç bir serüveni var. Aslında aile Aydın soyadını bir rastlantı sonucu almış değil. Onlar Aydınlı Yörüklerinin bir kolunu oluşturuyorlar. Antalya, Afyon, Alanya (Türkler Köyü), Konya (Yunak) yörelerinde konar göçer bir hayat sürdürmüşler. Aydınlıların Müsürlü kolunu meydana getiren aile önce Yozgat Sarıkaya’ya, sonra da Yahyalı’ya gelip yerleşmişler. Yahyalı’nın Sazak köyünde 1945 yılında yerleşik hayata geçmişlerdir. Aile, ağırlıklı olarak şu an Kayseri şehir merkezinde oturuyor.
                “YÖRÜKLER, YURDUNUN DAĞINI, TAŞINI, KURDUNU KUŞUNU SEVER DE İNSANINI AYRI TUTAR MI?”
                Ali Aydın Bey’in söylediği güzel bir söz var: “Yörükler, yurdunun dağını, taşını, kurdunu kuşunu sever de insanını ayrı tutar mı?” Bu güzel söz öyle birleştirici ve mantıklı ki… “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” diyen Türkmen ulusu Yunus Emre’nin hümanist düşüncesine yaklaşıyor. Biz bu vatanı vatan yapan her insanı seviyoruz ve herkes de sevmeli. Bu sözle anlaşılan o ki: Ali Bey ve vakıf yöneticileri , Yörtürk’ü Kayseri’de çok geniş bir yelpazenin bütünleştiricisi ve hamisi yapacağa benzer.
                     KAYSERİ TURİZMİNDE YENİ BİR NEFES:
   KAPUZBAŞI ŞELALESİ
Radyoyu açtınız, radyoda bir türkü çalıyor o sırada:
                                               “Hacer Ovasını engin mi sandın
                                   Ayağında potini var zengin mi sandın”
           Hacer Ovası’nın Yahyalı’da olduğunu biliyor muydunuz? Kayseri’nin Yahyalı ilçesine yaklaşık 80 km uzaklıkta bulunan Hacer Ormanları 18 bin hektar alanı kapılıyor ve bir doğa harikası olan Kapuzbaşı Şelalesi de buradadır.
Kapuzbaşı şelaleleri irtifa akışı itibariyle Uganda’da bulunan Victoria çağlayanı (100 m) hariç, ABD’de bulunan Niagara’dan (55 m), Finlandiya’da bulunan İmatra’dan (25 m), Erzurum’daki Tortum’dan (50 m), Antalya’da bulunan Düden’den (25 m) ve Manavgat’tan (5 m) daha büyüktür. Şelalelerin aktığı yerin rakımı 700 m’dir.
Bu değerde bir tabiat güzelliğini başta yöremize ve sonra yurdumuza ve bütün dünyaya tanıtabilmek için Yörtürk Vakfı “Kapuzbaşı Şelalesi gezisi ve Aladağlarda Yürüyüş (Trekking)” organizasyonunu   başta Kayseri Valisi Sayın Nihat CANPOLAT’ın “memleket sevdalısı” olarak büyük destekleriyle, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü,Yörtürk Vakfı Kayseri Şubesi, Kayseri Gazeteciler Cemiyeti ve Yahyalı Kaymakamlığının işbirliği ile 6-7 Eylül 2003 tarihlerinde gerçekleştirildi.
ALADAĞLAR MİLLİ PARKI
    ( Kapuzbaşı Şelaleleri, Hacer Ormanı ve Yedi Göller )
Bakanlar Kurulunun 06.09.1995 tarihli kararı ile Kayseri, Niğde ve Adana illeri sınırları dahilindeki 54.524 ha’lık alan “Aladağlar Milli Parkı” olarak kabul edilmiştir.

Bu sahanın 31.358 hektarı Kayseri ilinde, 11.702 hektarı Adana ilinde ve geriye kalan 11.464 hektarı ise Niğde ili hudutlarında kalmaktadır.

Aladağlar Milli Parkı içerisinde turistlerin en çok ilgisini çeken Yedi Göller, Hacer Ormanı ve Kapuzbaşı Takım Şelaleleri Kayseri ili Yahyalı ilçesi mülki hudutları dahilinde bulunmaktadır.

Aladağlar Milli Parkının, Orman Bakanlığınca Mastır Plan ve Uygulama Planlamasının yapılması, yörenin turizme açılması bakımından büyük önem arz etmektedir.
a) Kapuzbaşı Takım Şelaleleri
Kapuzbaşı takım şelaleleri, Yahyalı ilçesinin Küçükçakır köyünün kuzeyinde yer almaktadır. Kayseri’ye 190 km. Yahyalı’ya 76 km. uzaklıktadır.

Kapuzbaşı şelalelerinin irtifa akışı 30 ile 70 m. arasındadır. Şelalelerin aktığı yerin rakımı 700 metredir. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzul suları ile beslenmektedir. Burada 7 adet şelale bulunmaktadır. Şelalelerin suları Aladağ-Aksu Çayının sularıyla beraber Zamantı ırmağına dökülmektedir.

Orman arazisinden dar bir vadiye akan şelaleler, milli parkçılık, dağcılık, avcılık, akarsu balıkçılığı vb. açılardan önemli potansiyel oluşturmaktadır. Kapuzbaşı Şelaleleri, akış yüksekliği bakımından Uganda’da bulunan Vittoria (100 m) hariç, ABD’de Ugara (55 m), Erzurum’da Tortum (50 m), Antalya’da Düden (25 m) ve Manavgat Şelaleleri’nden yüksektir.
b) Yedi Göller
Yedi göller mevkii 3500 m. yükseklikte olup, irili ufaklı önemi haiz 7 adet buzul göl bulunmaktadır. Yabancı turistler, Demirkazık mevkiinden Aladağlar Milli Parkı’na giriş yaparak sırasıyla Yedigöller, Hacer ormanı ve Kapuzbaşı şelalelerine kadar olan mesafede trekking (doğa yürüyüşü) yapmaktadır.

Yahyalıya 80 km. uzaklıkta bulunan bu yedi göllerin en büyüğü Direk gölüdür. 3150 m. rakımda yer alan göllerin derinliği bilinmemekle beraber bu göller, kar ve buzul suları ile beslenmektedir.
c) Hacer Ormanı
Yahyalı ilçesine yaklaşık 80 km. uzaklıkta bulunan ve 2750 ha alanı kapsayan Hacer ormanı, çanak şeklinde ve kalkerli toprak yapısına sahip birinci sınıf karaçam, köknar, sedir, titrek, kavak ve ardıç gibi ağaç türlerinden oluşmaktadır. Ayrıca Hacer ormanında bulunan Soğukpınar mevkiinde kamp ve mola için saha mevcuttur.
6 HAZİRAN 2009 KAPUZBAŞI GEZİSİ
Erciyes dağı, Allah’ın Kayseri’ye bir lütfudur. Kayserili Erciyes dağının eteklerinde yaşamaktan ve onun nimetlerini paylaşmaktan büyük bir keyif alır. Kayserimize Erciyes gibi Allah tarafından lütfedilmiş bir büyük güzellik daha vardır. Aladağlar Milli Parkındaki Kapuzbaşı Şelaleleri…
Dile kolay Uganda’da bulunan Victoria (100 m) şelalelerinden sonra 70 m.lik yüksekliği ile dünyanın ikinci büyüğü… ABD’de bulunan Niagara’nın yüksekliği ise 55 metredir. Şimdi sıkı durun… Kapuzbaşı Şelaleleri, su debisi olarak ise dünyanın en büyük şelalesidir. Aynı dağ silsilesinden Kapuzbaşı Büyük şelale, üç tane sıra şelale, Güney Şelale ve Elif Şelalesi ortaya çıkar. Bu takım şelalelerin ve Kapuzbaşı Büyük şelalesin ulaştığı su debisine yaklaşabilecek başkaca bir şelale yoktur dünyada…
Kapuzbaşı Şelalesinin seyir keyfi ve doyumsuz musikisini ise kelimelerle anlatmak imkansızdır. Hiçbir fotoğraf, hiçbir film o zevki ifade etmekte yeterli olamaz. O yüzden Kapuzbaşı’na gidenler bilirler, insanda orada yaşamak, orada kalmak arzusu uyandıran müthiş bir cazibesi vardır.
Yahyalılı Fotoğraf sanatçısı Mehmet Nuri Özşahin anlatmıştı. Bir turisti Kapuzbaşı Şelalerinde gezdirirken turist, Özşahin’e “Kutsal kitaplarda geçen cennet burası olmalı” demiş. Sonra şöyle devam etmiş: “Burası saklı cennet olmalı.” Çünkü, o yıllarda Kapuzbaşı’na ulaşım çok çetindi ve yol şartları fevkalade kötüydü. Ama şimdi 70 metreden süzülen “saklı cennete” ulaşmak çok zor değil. Özellikle yol konusunda alınan olumlu mesafenin alınmasında Kayseri Valilerinin duyarlı tutumlarını takdir etmek gerekir. 1998 yılında 4.5 saatte gittiğimiz yolu bugün 2.5 saatte alabiliyorsak ve bir araba geçerken diğer arabanın beklediği günleri sona erdirmişsek bu büyük başarıdır. Lakin Kapuzbaşı Şelalesi o kadar önemli, o kadar önemli ki bugüne kadar yapılan bu büyük hizmetleri de yeterli görmek imkansız haldedir.
Bir kere Victoria’dan sonra dünyanın ikinci büyük şelalesi olan Kapuzbaşı’nı tanıtmakta zorlanıyoruz. İkincisi Kapuzbaşı Şelalelerinde  yeterli tesisin olmayışı büyük eksiklik olarak gözüküyor. Şu anda Altotur’un 44 yatak kapasiteli bungalov tipi pansiyonu dışında doğru dürüst bir tesis yoktur. Bölgede Aladağlar Milli Parkında birçok doğal trekking alanı mevcut olduğunu, Zamantı ırmağında da çok güzel rafting parkuru olduğunu düşündüğünüzde bölgenin ciddi yatırımlara ihtiyaç duyduğunu söyleyebiliriz. Tabii bunu yaparken de Altotur’un yaptığı tesislerdeki gibi doğal alanı bozmadan ve çevreye zarar vermeden bu işleri yapmak esastır.
(Kayseri Ticaret Odası Başkanı Hasan Ali Kilci ve Yörük Türkmen Vakfı Kayseri Şb. Başkanı Ali Aydın, civar köylerden gelen muhtarların ve vatandaşların ilgi odağı oldular.)
KAYSERİ TİCARET ODASI BAŞKANI HASAN ALİ KİLCİ:
“Kapuzbaşı Master Planımız neden yok?”
Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyeleri ve Kayseri Ticaret Odası Başkanı Hasan Ali Kilci ile Kapuzbaşı Şelalelerinde bir araya geldik. Yönetim Kurulunu üyelerini Kapuzbaşında ağırlayan Yörük Türkmen Vakfı Kayseri Şube Başkanı Ali Aydın Bey’in o meşhur Yörük-Türkmen çadırında Başkan Hasan Ali Kilci ile Kapuzbaşı’nı değerlendirdik. Kapuzbaşı’nın doğal güzelliği karşısında hayranlığını dile getiren Hasan Ali Kilci, Kapuzbaşı’na daha çok şeyin yapılması gerektiğini ifade etti ve özellikle Çevre ve Orman Bakanlığı ile Kayseri Valiliği, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve diğer kuruluşların bir araya gelerek Kapuzbaşı Şelaleleri için aynı Erciyes Master Planının da olduğu gibi “Kapuzbaşı Master Planı” hazırlamaları gerektiğini ifade ederek bölgeye ciddi yatırımlar olmalıdır düşüncesini dile getirdi. Başkanla yaptığımız sohbetten benim anladığım şudur: Başkan Kilci, bir taraftan Çevre ve Orman Bakanlığını harekete geçirmeyi hedeflerken diğer taraftan Kayserili yatırımcıların da bir plan dahilinde, çevreye en ufak bir zarar vermeden Kapuzbaşı ve çevresine yatırım yapmalarını arzu etmektedir. Ancak, bu yatırımların rastgele değil de önceden planlanmış ve işin uzmanlarınca düzenlenmiş bir planlama çerçevesinde olmasını arzu etmektedir. Devlet kendi üzerine düşeni yaparsa, girişimci de doğru ve sağlıklı bilgiye ulaşır ve bölgede ihtiyaç duyulan şeyleri iyi bilirse yatırımlar gelişigüzel olmaz ve gayet sağlıklı bir yapı ortaya çıkar diyor.
Tabii ki hemfikir olduğumuz diğer bir konu ise Kapuzbaşı Şelalelerinin tanıtımını yapmak için de çok çalışmak gerektiği yönünde olmuştur. Kayseri Ticaret Odası Yönetim Kurulu’nun ve Başkan Hasan Ali Kilci’nin bölgenin tanıtımı konusunda gerekli hassasiyeti fazlasıyla göstereceklerini biliyorum.
Aslında Kapuzbaşı Şelalelerini tek başına düşünmek doğru değil. Bu bölgeyi, hem Aladağlar Milli Parkı olarak ele almak hem de Yahyalı Bölgesinin Kayseri yöresine katkıda bulunacak doğal ve turistik değerleri olarak ele almak daha doğru olur.
Şöyle ki: Kapuzbaşı Şelalelerinin yer aldığı Aladağlar Milli Parkı, Kayseri, Adana ve Niğde illerimizin sınırları içinde kalan önemli bir değerdir. Bu sahanın 31.358 hektarı Kayseri ilinde, 11.702 hektarı Adana ilinde ve geriye kalan 11.464 hektarı ise Niğde ili hudutlarında kalmaktadır. Aladağlar Milli Parkının Kayseri hudutları içinde kalan bölümü neredeyse Niğde ve Adana illerinin üç katı bir büyüklüğe sahiptir. Ayrıca Aladağlar Milli Parkının içinde kalan ve turistik bir değer ifade eden Yedi Göller, Hacer Ormanı ve Kapuzbaşı Şelaleleri Kayseri hudutları içindedir. Öyleyse Kapuzbaşı Şelaleleri ve Aladağlar Milli Parkı ile ilgili olarak birinci derecede kafa yorması gerekenler Kayserililerdir. Kayseri, bu doğal ve turistik değerlerlerine sahip çıkmak zorundadır.
Bizim bir diğer bakış açımız ise Yahyalı bölgesine yönelik olmalıdır. Çünkü bu bölge tam bir şelaleler bölgesidir. Kapuzbaşı’nda bulunan yedi şelale dışında Yeşilköy ve Derebağ Şelaleri de turistik bir değer ifade etmektedir. Öyleyse Kapuzbaşı Master Planımızın içinde hem Yahyalı’daki diğer güzellikler ile hem de Aladağlar Milli Parkı da yer almalıdır.
Neler yapabiliriz?
Şimdi elimizde neler olduğuna bir bakalım.
İnsanlar buraları ziyaret etmek istediklerine göre bu bölge turistik bir değer haline nasıl getirilebilir?
(Kayseri Ticaret Odası Başkanı Bekir Adıyaman ve Yörük Türkmen Vakfı Başkanı Ali Aydın, Kapuzbaşı Şelalesindeler.)
Herkesin bildiği şeyleri sıralayalım: Başta yolların durumu gözden geçirilebilir. Konaklama tesisleri, otoparklar, duş ve tuvaletler, yemek yenecek mekanlar ile aydınlatma ihtiyacı hemen sayılabilecek şeylerdir. Lakin, özellikle bölgede yürüyüş (trekking) yapılacak parkurlar belirlenmelidir ve ona göre yatırımlar yapılmalıdır. Ayrıca rafting için Zamantı ırmağında parkur oluşturulmalı ve rafting sporunun süreklilik kazanması için gerekli altyapı oluşturulabilir. Aladağlar Milli Parkı, av ve yaban hayatı için önemli mekanlardan biri haline getirilebilir. Belirli yerlere gözetleme istasyonları, av hayvanları üretme istasyonları kurulabilir. Kapuzbaşı Şelalelerinden gece yararlanma imkanı yoktur maalesef. Halbuki, özellikle büyük şelalenin ve üç şelaleden oluşan takım şelalenin gece aydınlatılması yapılsa ortaya mükemmel bir seyir keyfi çıkacaktır. Bölgenin turizme olan katkısını sürekli kılmak için gece aydınlatılmasının mutlaka yapılması gerekmektedir. Ve bütün bunlarla birlikte yapılması gereken şey bol miktarda tanıtımdır. Çünkü, bilgi eksikliğini gidermek zorundayız. Kapuzbaşı Şelalelerinin hâlâ uluslar arası verilerde adının geçmiyor olması bizi bazı sıkıntılara sokmaktadır. Dünyanın ikinci büyük şelalesi, su debisi olarak ise dünyanın en büyüğü olan şelalemiz, maalesef uluslar arası literatürde adı bile geçmeyen bir durumundadır. Böyle olunca bizim burada yaptığımız çalışmalar daha ziyade ülke içi tanıtım faaliyetleri içine girmekte ve iç turizme yönelik olarak kalmaktadır. Bu şelalelerin mutlaka uluslar arası bazda bir belgeselinin hazırlanması için önayak olunmalıdır.
2003 yılında Kayseri Valiliği, Kayseri Gazeteciler Cemiyeti ve Yörük Türkmen Vakfı Kayseri Şubesinin ortaklaşa düzenlediği Aladağlarda Doğa Yürüyüşü’nü hatırlıyorum. Aladağlar Milli Parkı’nın ve Kapuzbaşı Şelalelerinin tanıtımında bu faaliyetin büyük faydası olmuştu. Çok sayıda yönetici, gazeteci ve doğa dostunun katıldığı yürüyüşte Aladağlarda yapılan gezi de 54.524 hektarlık devasa bir milli parkın büyüklüğünü keşfetmemizi sağlamıştı.
(Başkan Hasan Ali Kilci ve Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyeleri Kapuzbaşı’nda yürüyüş halindeler…)
Aslen Yahyalılı olan Yörük Türkmen Vakfı Kayseri Şube Başkanı Ali Aydın Bey’in Kapuzbaşı Şelaleleri ve Aladağlar Milli Parkını tanıtmak amacıyla yıllardır sürdürdüğü gayret ise her türlü takdirin üzerindedir. Ali Aydın Bey’in bu güzel faaliyetlerine yıllardır ortak olmaya, kendisini desteklemeye devam ediyorum ve Kapuzbaşı’nı tanıtmak için yapılan çalışmalara katılarak elimden gelen gayreti gösteriyorum. Bu birlikteliğin güzel sonuçlarından birini daha en kısa zamanda göreceğinizi söyleyebilirim.
Kapuzbaşı Şelaleleri sizleri bekliyor
Kapuzbaşı Büyük Şelalede Musahacı Köyü Muhtarı Mehmet Avcı ve Dikme Köyü Muhtarı Abdullah Bulut ile beraberiz. Son derece cana yakın muhtarlarımız üç gündür Kapuzbaşı’nda keçi kılından yapılmış Yörük-Türkmen çadırında kalıyorlarmış. Yağmur yaş geçirmeyen bu çadırların soğuğa ve sıcağa dayanıklı olduğu aşikar… İki muhtarımız da Kayseri halkını Kapuzbaşı’na davet ettiler. Onlara göre buraları Kayseri’de görmedik kimse kalmamalı imiş. Öyle dediler. Biz Yörüğüz Türkmeniz soframız ve gönlümüz herkese açıktır diyen iki muhtarımızı canı gönülden kutladım ve Kayseri halkına selamlarını getirdim.
Yörük Türkmen Vakfı Kayseri Şube Başkanı Ali Aydın ve kıymetli eşleri, Kapuzbaşı’nda yufka yapan ve bazlama açan Türkmen analarını görünce hemen yanlarına vardılar. Ali Bey zaten o yörenin çocuğu… Türkmen analarıyla söyleştiler, dertleştiler ve güzel de bir poz verdiler. Biz sadece zamana tanıklık ettik.
Yahyalı bölgesi kelimenin tam anlamıyla bir Türkmen yatağı… Zaten tarihi kaynaklarda “Yahyalı Kışlağı” olarak geçiyor. Yani Türkmenlerin kışladıkları bir yer. Zamanla kışlaklar yerleşik hayata geçince köylere dönüşmüş.
Kapuzbaşı bölgesinde ise  Varsak Türkmenlerinin yaşadığı sekiz köy var: Avlağa (Torun), Delialiuşağı (Eskiköy), Yeşilköy, Balcıçakırı, Çubukharmanı(Horozpınarı), Kapuzbaşı, Ulupınar (Barazama) ve Büyükçakır köyleri. Varsak Türkmenleri, Karacaoğlan ile aynı soydan gelirler. Osmanlılarla Karamanlıların harbinde Osmanlılar Türkmenleri katletmeye başlayınca Çukurova’dan buraya kaçıp canlarını kurtarmışlar. Kapuzbaşı köyünden 80 yaşındaki Ramazan Aşık ile karşılaştık, onunla Karacaoğlan üzerine konuştuk.
Ramazan Aşık, Karacaoğlan’ın birçok deyişini biliyor. Ona göre Karacaoğlan, bu Varsak Köylerini hep gezmiş dolaşmış. Karacaoğlan’ın deyişleri eskiden hep köy odalarında söylenirmiş ve Ramazan Aşık da bu şiirleri ezberlemiş ama yaşlanınca artık unutmaya başladığını söylüyor.
Ramazan Aşık’a “ah o eski günler” dedirten zamanları sorduğumuzda çileli bir yol hikayesi çıkıyor karşımıza. “Üç günde Yahyalı’ya giderdik.” diyor. Kapuzbaşı ile Yahyalı’nın arası 76 km.dir ve düşünün ki Kapuzbaşı’nın yolunun düzgün hale getirilmesi şurada üç beş senelik bir hikayedir. Ramazan Amca’nın bağrı yanık yol hikayeleri ile Karacaoğlan’ın deyişlerine karışıp gidiyor. 
En güzeli artık Kapuzbaşı’na gitmeniz ve her şeyi kendi gözlerinizle görmenizdir. İşte size üç alternatif sunuyorum: Kapuzbaşı, Yeşilköy ve Derebağ Şelaleleri…

Kapuzbaşı Şelaleleri :
 Kapuzbaşı şelaleleri 500 m2’lik bir alan içerisinde 7 adet şelaleden ibaret doğa çatlağından, kayalar arasından fışkıran, 30-76 m. yüksekliklerden çok büyük  su debisi ile dökülen, ayrıca yaz ve kış aylarında devamlı surette akan kaynak şelaleleridir.
Yahyalıya 76 km. mesafede Kapuzbaşı köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Ensenin tepe adlı blok kayadan çıkan şelalelerin beşi tepenin doğusunda, ikisi güneyinde yer almaktadır. 30-76 m. Arasında değişen şelalelerin suları, Aladağ-Aksu suları ,ile birleşerek Zamantı Irmağına, oradan da Seyhan Nehri’ne karışırlar.Çepeçevre bir orman içinden (V) şeklinde dar bir vadiye akan, debisi son derece büyük olan sular gürültü ve ses ile birlikte dehşetli bir manzara arz ederler. Aladağ zirvelerinde bulunan kar ve buzulların erimesiyle beslenen, yaz-kış suları hiç kesilmeyen şelalelerden doğudaki 3 şelale  Takım şelale adını alırlar ve yükseklikleriyle tanınırlar.Elif şelalesi ile  yayvan ve dağınık olup çevresi mesire yeridir.
Çıkış ve bir arada bulunma özellikleri itibariyle toplam debisi yaz aylarında saniyede 27500 litreye ulaşan ve deniz seviyesinden 700 m. Yükseklikte olan Kapuzbaşı takım şelaleleri, çağlayan sularının sesi ve sütbeyaz rengi ile vahşi doğanın en görkemli görüntüsünü ve karşı koyulmaz gücünü ortaya koymaktadır. Şelale sularının boşaldığı vadi tabanında, ancak çok temiz sularda yaşayan kırmızı fosfor benekli şelalelere özgü alabalıkları yaşamaktadır..
Yeşilköy Şelaleleri :
Yeşilköy köyüne 3 km. mesafedeki ziyaret mevkilerinde bulunan şelaleler, Zamantı ırmağının iki yakasından akmakta olup Antalya-Düden şelalesinin benzeri niteliğindedir.Zamantı ırmağının üstünü kapatan tabi bir köprünün  baş kısmında yer alan şelalelerin büyüğü 20 m., küçüğü 10 m. Yüksekliğindedir. Günün belirli saatlerinde dönüşümlü olarak çekilen ve geri gelen sularıyla halk arasında bir takım efsanelerin doğmasına yol açan Yeşilköy şelaleleri, turistlerin olduğu kadar son günlerde bilim adamlarının  da uğrak yeri haline gelmiştir.
Yeşilköy Şelalesinin döküldüğü yer ile bu yerin biraz yukarısında doğal olarak meydana gelmiş iki adet doğal yer köprüsü mevcut olup bu yerlerde Zamantı ırmağı kaybolup tekrar ortaya çıkmaktadır. Oldukça ilginç tabi varlıklardır.
Derebağ Şelalesi :
Yahyalıya 10 km. mesafede olup Derebağ Kasabası, Çağlayan Mahallesi sınırları içerisindedir. Yayvan akışlı kaynak çağlayanlardan olan Derebağ Şelalesi 15 m. yüksekliğindedir. İki mağara içinden çıkan temiz ve berrak kaynak suları daha sonra dar bir vadiden akarak Yahyalı’ya ulaşır. Çevresi piknik alanı olarak düzenlenmiştir.